Yemek ve İçmek Üzerine - Halil Cibran'dan

Sonra han sahibi yaşlı bir adam söz aldı, bize Yemek ve İçmekten söz et, dedi.
Ve El Mustafa yanıtadı:
Olabilse de yeryüzünü saran buhur ve bitkiler gibi aydınlıkla beslenerek yaşanabilse yalnız.
Ama değil mi ki, yemek için öldürmek ve susuzluğunu gidermek uğruna, yeni doğmuş bebeği bile anasının sütünden mahrum etmek zorunda kalıyorsun, öyleyse bırak da bu davranışın bir tapınma görüntüsüne bürünsün.
Bırak da sofran herkesin ortaklaşa yemek yediği bir sofra olsun. Bil ki, böyle bir sofraya katılanların içi, ormanların ve ovaların bilinen o saf temizliğinden daha saf ve temiz olur.


Bir hayvanı öldürdüğünde içinden şunları geçir:
'Seni kesip öldürten güç, günü gelince beni de öldürecek ve ben de senin gibi tüketileceğim'
Seni benim ölümcül ellerime gönderen yasa, beni de daha güçlü bir ele teslim edecek.
Senden ve benden akacak kanlar, ölümsüzler âlemindeki ağacın köklerine inen birer damladan başka bir şey değildirler.'
Bir elmayı dişlediğinde de içinden şunları geçir:
'Tohumların benim vücudumda boy atacak,
Senin geleceğinin tomurcukları, benim yüreğimde yeşerecek,
Senin kokun, benim soluğum olacak,
Ve her mevsimi birlikte karşılayıp, birlikte kutlayacağız.'
Mevsim sonbahara erdiğinde, bağından üzümleri toplayıp da cendereye doldurduğunda, içinden şunları geçir:
'Ben de sizler gibi bir asmayım ve benim yemişim de bir gün toplanıp aynı cendereye doldurulacak,'
Ve tıpkı yeni bir şarap gibi sonsuzluğun fıçılarında saklanılacağım.'
Mevsim kışa erdiğinde, hazırladığın şarabı içerken, doldurduğun her kadeh için yüreğinde bir şarkı olsun.
Ve o şarkıda, sana hasat günlerini, üzüm bağını ve cendereyi anımsatan sözcükler bulunsun.

Halil Cibran - Ermiş'ten