Kamboçya - Tayland, Gülümseyen İnsanların Diyarı

 

{flv}tayland-secmeler-3{/flv}

 

İstanbul'dan karlı bir kış günü ayrıldık. Bir gün önce esip gürleyen hava bize izin verdi, havaalanına doğru yola çıktığımız saatlerde yolumuz apaçıktı.

Acaba rötar yapar mıyız, ertelenir mi, düşüncelerimiz sadece düşünce olarak kalmıştı.Üstümüze ne giysek de, oralarda montları, paltoları taşımasak diye hepimiz planlar yaptık. Kışlıkları bizi havaalanına getiren arkadaş, eş, dost, akrabaya emanet edip, yazlıklarla uçağa bindik,eksilerden, artı 35 derecelere doğru ..

Bangkok Havaalanı'nda nemli, sıcak bir hava karşıladı bizi, tam da beklediğimiz gibi. Herkes denize girme hayalleri kurmuştu besbelli, yarın denize girer miyiz soruları gülümsetti.. Programımızda önce üç gün Kamboçya'da dünyanın yedi harikasından birini göreceğimiz Siem Reap, sonra deniz ve güneşin tadını çıkaracağımız Tayland sahilleri vardı.

Kamboçya'yı haber bültenlerinde dinledik bildik bileli..Savaşlar, işgaller, çatışmalar ile .. İşte bu, savaşlar, işgaller ve sömürgecilik yüzyıllar boyu sürerken, ağaçlarla taşların kavuştuğu, sarmaş dolaş olduğu Angkor Wat'da sanırsınız doğa bir fırsatını yakalamış da, özgürce, aceleyle, ağaçlar kök salmış, kökler su gibi akmış taşların üzerinden, toprağa salınmış.. Hani hızlı çekim izlesek bu oluşumu, yolunu bulan su gibi hem toprağa doğru, hem de göğe doğru büyüyen ağaçlar görüntüsü geliyor gözümün önüne. Unesco koruma altına almış bölgeyi, rehberimizin yalancısıyım, o ağaçları keseceklermiş tapınaklara zarar veriyor diye.. Bunu duyunca çok üzüldük, söylendik.. Doğanın gücünü görmeye gidin, Unesco ağaçları kesmeden. Buralar 300 yıl tropik orman olarak kalmış, ormanın içinde kaybolmuş olan tapınakların emaresi bile okunmuyormuş. Kimse haberdar değilmiş bu dev tapınaklardan, keşfettikten sonra temizleyip ortaya çıkarmışlar. Aslında bu yapıları öyle de doğayla uyumlu şekillerde yapmışlar ki, şimdi bile alacakaranlıkta koca tapınakları dev ağaçlar sanıyor insan.

Rehberimiz, genellikle savaş ve işgal sözcüklerinden oluşan uzun Kamboçya tarihini anlatırken, merak ettik sorduk, sen de savaştın mı diye.. Kendisi savaştığı gibi, ya da savaşa zorlandığı gibi, tüm ailesini de savaşta kaybetmiş, büyükannesi hariç. Onu büyükannesi büyütmüş. Silah kullanmayı bilirim dedi. Yüzünden gülümsemenin eksik olmadığı bu güzel insanın, yüzüne bakınca tahmin edemeyeceğiniz bir yaşamı olmuş. İngilizce'yi çocukluk ve gençliğinde gizlice öğrenmiş. Arkadaşlarıyla her gün erkenden, gizli bir yoldan manastıra gider, ders alırlarmış. Yıllarca devam etmiş bu eğitim, her sabah, gizli gizli.. Şimdi umut dolu görünüyor. Bir işi var, evlenecekmiş, akrabalarından birinin onun için bir eş seçmesini bekliyor. Turizmin ülkeyi kalkındıracağını söylüyor, bizim onlara gönderilmiş melekler olduğumuzu düşünüyor.. Ülkesinin eski imajını değiştirmek için gördüklerimizi çevremize anlatmamızı istedi. Artık el sıkıştık, barıştık, barış ve huzur içinde yaşamak istiyoruz dedi. Savaştan ve savaşmaktan öyle yorulmuş görünüyorlar ki.. En etkileyici olan ise, kimseye kızgın olmaması, tüm ailesi öldürülmüş ama kin ya da nefret yok gözlerinde.. Ve sözlerinde.. Bu yıl içinde petrol çıkarılmaya başlanacakmış Kamboçya'da, mücevher madenleri işlenmeye başlanacakmış. Bunun için dışarıdan yardım alıyorlarmış. Merak ettik, sorduk, hangi ülkeler yardım edecek bu doğal kaynakları çıkartmaya diye.. Yanıt hiç şaşırtıcı değildi, Amerika, İngiltere ve Fransa dedi, ben onun yalancısıyım.. Aklıma gelen ilk düşünce; senaryo her yerde aynı, biz kendi durumumuza bakalım, oldu..

Kamboçya'yı, naif ve güzel insanlarını bırakıp Tayland'ın sahillerine attık kendimizi, yorulmuşuz.. Tayland'ın ikinci büyük adası Koh Chang tam bir
egzotik diyar.. Beyaz kumsalları, envayi çeşit meyveleri, turistik eşyalarıyla insanın başını döndürüyor. Orada tanıştığımız biri, Tayland'da üç mevsim vardır dedi, sıcak, daha sıcak, en sıcak..:) Biz sıcakta gittik, hatta bir akşam bir plaj partisinde, suyun içinde dansederken, baktık sular öyle ılık, giriverdik elbislerle.. Bizim gördüğümüz denizler hep sığdı, git git bitmiyor.. Taylandlılar'ın, balıkçı olanları dışında, yüzmeye karşı pek ilgileri yok, hatta biraz korkuyorlar. Genellikle turistler denize giriyordu. Bizim sevgili Taylandlı arkadaşlarımız da, olup olmadık yerde denize girenlerimizin arkasından bakıp duruyorlardı endişe ile :)

Güleryüzlülerin memleketi Tayland, özgür ülke demekmiş, Bangkok da Melekler Şehri demek.. 'İyi insanlar için iyi şeyler' demiştik ya yola çıkarken :)

Bu gezi boyunca Jeff Oliver rehberlik etti bize, zaman zaman da daha önceden Türkiye'de ağırladığımız, Taylandlı melekler diye adlandırdığımız arkadaşlarımız gezdirdiler. İki de çok tatlı lokal rehberimiz oldu. Türkiye ve Tayland'ın ortak özelliği misafirperverlik olsa gerek. Herkes gezi boyunca birbirine hediyeler verdi durdu.

Jeff, hem sabah meditasyonları ile gruptaki sevgi enerjisinin gözle görülür derecede artmasına vesile oldu, hem de küçük küçük farkındalık uygulamaları, hatırlatmalarıyla hepimizin bakış açısında değişimlere aracı oldu. Onun deyimiyle : Bu gezi bir deneyimdi, bu gezi daha önce hiç deneyimlenmedi ve bir kez daha deneyimlenmeyecek, bir sonraki gezi başka bir deneyim olacak..

Tayland'da pek çok zıtlığı bir arada görebilirsiniz, bir yanda daha önce görmediğiniz son model arabalar, lüks oteller, diğer yanda sokaklarda size neredeyse zorla birşeyler satmaya çalışan bir yığın insan, bir yanda seks endüstrisi, bir yanda birbirine dokunmanın dahi yer almadığı bir kültür..

Koh Chang'dan sonra Bangkok'a üç saat uzaklıktaki Khao Yai dağının eteklerinde bir çiftlikte konakladık, ya da buna bir kamp diyelim.. Yerde, matların üzerinde yattık, yakınlardaki bir manastırda rahiplerin ayinine katıldık. Hep merak ettiğim, rahiplerin kaplarına yiyecek sunma seremonisine katıldık. Onlar önümüzden sırayla geçerlerken her rahibe bir parça pirinç sunduk. Ne yazık ki, baş rahip İnglizce konuşmuyordu ve tercümanı da yoktu. Belki de çok hoş olacak bir sohbet fırsatını kaçırdık. Baş rahibin konuşmalarından tercüme edilen bir kitap hediye ettiler bize : İçinizdeki iyiye ulaşmak..

Khao Yai'dan sonra, koskoca bir pazar olan Bangkok'a geçtik, hemen her sokağı tezgahlarla dolu. Sabah başka tezgahlar, akşam üstü başka tezgahlar açılıyor, gece 12'lere 1'lere kadar, ben göremedim ama belki de daha geç saatlere kadar alışveriş yapabilirsiniz, sonunda pazarlık etmekten yorulur ve bir farkedersiniz ki, aslında 50 kuruş, bir lira için kıyasıya dil dökmüş, roller yapmışsınız :)

Bangkok için bir buçuk gün ayırmıştık, yetmedi tabi. Bir solukta herkes görmek istediği yerlere koştu, alışverişi hiç ihmal etmedi, son armağanlar alındı ve sevginin doruğa çıktığı bir metta-sevgi partisi ile gezimizi sonlandırdık.

Yeni ufuklara yelken açmak üzere.. Sevgiyle..

Pinar