Bu Seyahate Neden Çıktım ?

Yüreğinin sesini izleyen bir idealist, Sadun Boro.. Şikayet etmemiş, keşke dememiş, yüreğinin götürdüğü yere gitmiş bir deniz, yelken aşığı.. Çoklarına yaşamı ile örnek olmuş, cesaret vermiş.. Dünya seyahatini anlattığı, Pupa Yelken isimli kitabını okumanızı gerçekten tavsiye ederim, aşağıda bir bölümünü paylaştığım ..  Bazıları nasıl da kalıpların dışına çıkıyorlar .. Sevgilerimle, Pınar

BU SEYAHATE NEDEN ÇIKTIM ?

Bir çok defalar kendi kendime sormuş, düşünmüşümdür. Neden ben de herkes gibi karada yaşayacağıma denize kaçmış, onun meşakatli, ama o nispette de çekici cazibesine kendimi kaptırmıştım…

 

İlk deniz maceramı, daha okula başlamadığım yıllarda, Erenköy’deki evimizden, annemden habersiz denize kaçışım ve dönüşte yediğim dayakla hala hatırlarım… Galiba onun çekici cazibesi, daha çocuk benliğimde ilk tohumlarını o zamanlar bıraktı.

İlkokul sıralarında, altı arkadaş üçer lira verip, bir sandal almıştık. O kadar afacanın altında, tabii, yaz sonunu bulmadan sandal da parçalanmıştı.

Ortaokula geçtiğim yıl gene evden habersiz, biriktirdiğim harçlığımla, ilk sandalıma sahip olmuştum. Onunla iki yaz geçirdim. Uydurma yatak çarşafından yelkenini basıp, Caddebostan kıyılarında volta atardık…

Bundan sonra geçen her yıl, deniz merakı zincirine bir halka daha ilave etti. Büyüdükçe yelken merakı da artıyor, artık sandal tatmin etmiyordu.

……

Yıl 1948… Galatasaray bitmiş, bir meslek edinme, seçme zamanı gelmişti. Arzum ‘Deniz Ticarete’ girip kaptan olmaktı. Memur olmamak, daha serbest bir hayat yaşamak için mensucat mühendisliğine karar verdim. Kısmet işte, memuriyetten kaçarken öyle bir meslek seçmişim ki, ama devlet, ama tüccar fabrikasında, bu meslekte kaldığın müddetçe, ömrünün sonuna kadar memur olarak çalışacaksın.

Tahsil için İngiltere’ye gidiş… Sanayi şehri Manchester’de, denizden uzak, onun hasreti ile geçen yıllar… Masamın üzerinde meslek kitabından çok, uzun deniz seyahati yapanların kitapları yer alırdı. Uzun kış gecelerinde, kendimi o seyahat yapanların yerinde farz edip, Pasifik’in ıssız adalarını, sonsuz ummanlarda haftalarca, aylarca kara parçası görmeden geçen hayatlarını, tayfunları hayalimde onlarla beraber yaşardım…

1952 yılının ilk aylarında bir deniz mecmuasının arka sayfalarında çıkan bir ilanı belki binlerce kişi okuyup, geçti. Ama o küçük ilan ve neticesi, benim hayat yolumu değiştirmeme sebep oldu : ‘İngiltere’den Yeni Zelanda’ya gidecek 14 tonluk bir yelkenli teknede, üç mürettebata ihtiyaç vardır’… o yıl benim tahsilim de bitiyordu. Hemen müracaat ettim. Sahibini gidip, gördüm. Bir tesadüf, 220 müracaatçı içinden ben de ‘Ling’ adlı yatın dört yolcusundan biri oldum. Bilahare, diğer iki kişi de gezi başlangıcında vazgeçince, mal sahibi ile beraber, o yılın Temmuz ayında, İngiltere’nin Portsmouth limanından hareket ettik.

Hayatında ilk defa bir yelkenli tekne ile denize açılan 50 yaşlarındaki arkadaş bu maceraya babasından kalan mirasla atılmış. Ling ise 11 metre boyunda, balta baş, randa arma, eski tip fakat sağlam, taş gibi bir tekne. O navigasyon, ben de yelken işlerine bakardım. Gerçi, benim yelken tecrübem, kabayolede Marmara sahilleri boyunca öğrendiğim kadar. Alışıncaya kadar bir hayli sıkıntılı günler geçti. Hele Biscay’a çıkınca yediğimiz fırtınayı hiçbir zaman unutamam. Korkmuş ve ümitsizliğe düşmüştüm. O anda beni bu fırtınanın içinden çekip kurtarsalardı, eminim bir daha adımımı denize atmazdım.
.
Ama değil mi ki o fırtınanın bütün meşakatini çektikten sonra selamete eriştik, o korku hissi, yerini denize karşı sonsuz bir sevgi ve hürmete bıraktı… Ling ile İrlanda’ya çıkmış, oradan Portekiz, İspanya ve Tanca’ya uğrayıp, Kanarya Adaları’na inmiştik. Sonra Atlantik’i geçiş… Hiç kara görmeden, Karaip adaları’ndan Barbados’a varana kadar yolculuğumuz tam 38 gün sürmüştü. Hey gidi o güzel günler. Yalnız mavi ufuk ve deniz ve üzerinde bir çift beyaz yelken…

Altı ay süren bu yolculuk her ne kadar Barbados’ta son bulmuşsa da, artık uzun deniz yolculuğunun kendine has doyulmaz zevkini almış, açık denizlerin esiri olmuştum…

Yurda dönmek için bindiğim uçak, Atlantik üzerinde uçarken, altımızda uzanan ulu denize bakmış ve kendi kendime ahdetmiştim: ‘Bir gün gönderinde Ayyıldızlı kendi bayrağım dalgalanan kendi kotramla bu sulara döneceğim’… Bundan sonra hayatımda yegâne gaye olan bir dünya seyahati yapmak kararını, işte 1952 yılının o günü vermiştim…


Sadun Boro,

Pupa Yelken, Kısmet’in Dünya Seyahati Kitabından alıntıdır